Alkol bağımlılığı tedavisi nasıl yapılır?

Alkol bağımlılığı tedavisi nasıl yapılır: Alkol konusunda toplumun her kesiminde sorunlara rastlanmaktadır. Alkole bağlı bozuklukları olan kişilerin sosyoekonomik durumlarında önemli düşüşler görülmektedir. Alkol bağımlılığı, günümüzde önemli bir toplumsal problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Yazımızda alkol bağımlılığı ve tedavisi hakkında bilgiler vermeye çalışacağız. İşte, detaylar;

Alkol kullanım bozukluğu:

Alkol kullanımı çok eski tarihlere kadar giden bir alışkanlıktır, ancak alkol bağımlılığı geçtiğimiz yüzyılda bir hastalık olarak sınıflandırılmıştır. Bağımlılık sendromu ifadesi ilk olarak alkol bağımlılığı için kullanılmıştır. Bu durum, alkol kullanımında gelişen birçok davranışsal, fizyolojik ve bilişsel değişikler ortaya çıkmaktadır. Bağımlılığın özelliği kişinin alkol alma konusunda istekli olmasıdır. Kişinin bu isteği sık sık almaktan engellenemez bir alkol alımı ihtiyacına kadar farklı derecelerde gerçekleşmektedir. DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü), ICD10 adı verilen tanılama ölçütlerine göre, aşağıda sıralanan üç veya daha fazla özelliğin son 12 aylık bir süre içinde kişide görülmesi o kişinin alkol bağımlısı olduğunu göstermektedir. Bunlar;

  • Alkol tüketme konusunda inanılmaz bir isteğin olması,
  • Alkol alımının denetlenmesinde zorlanma,
  • Alkol tüketiminin azaltılması veya bırakılması sonucunda tipik yoksunluk belirtilerinin görülmesi,
  • Alkol alarak , ihtiyaç duyulan rahatlık ve keyif gibi iyilik haline kavuşmak için, zamanla daha da artan bir şekilde alkole gereksinim duyulması,
  • Alkolün elde edilmesini sağlamak, alkolü kullanmak ve etkilerini gizlemek adına harcanan çabanın ve zamanın, başka uğraşlara zaman ayıramayacak kadar ileri boyutlara ulaşması,
  • Fazla alkol tüketiminden dolayı fiziksel, ruhsal ve sosyal anlamda zararlar yaşanmasına karşın alkol alımının sürdürülmesi.

Alkol bağımlısı olan kişiler, alkolü uzun süreli kullanmaktan dolayı hem sağlık açısından hem de sosyal yönden etkilerini yaşadıkları gibi, alkol alımını kontrol etmede yetersiz olmak ve fiziksel ve psikolojik bağımlılığını da yaşamaktadırlar. Alkol alma davranışında kontrol kaybı, alkolü kötüye kullanma veya zararlı kullanımı ile alkol bağımlılığı arasındaki sınırı ortaya koymaktadır. Alkol alımı, daha çok 20-35 yaşlar arasında oluşan bir durumdur. Alkol bağımlılığının gelişmesi için ortalama 5-10 yıllık uzun süreli düzenli alkol tüketiminin olması gerekmektedir.

Alkolün kötüye kullanımı:

Sıraladığımız durumlardan 12 ay içinde 1 veya daha azının olması;

  • Tekrar kullanımından dolayı, asıl yapılması gereken rol gerekliliklerinin yerine getirilememesi,
  • Tehlikeli durumlarda tekrarlayan kullanma hali,
  • Alkolle ilgili olan yasal sorunların yinelemesi,
  • Alkolün etkisinde araç kullanma, sosyal ve kişilerle olan sorunlara rağmen içmenin sürdürülmesi,
  • Alkol alınmaya başlandığında, düşünülenden daha çok ve uzun süre alınması,
  • Alkol alımını bırakmak için veya kontrol altında tutmak için istekli olmak ya da bu konuda boşa çıkan çabaların harcanması.

Alkol bağımlılığı:

Aşağıda sıraladığımız durumların 12 aylık süreçte 3 ya da daha az olması halinde;

  • Elde edilmek istenen etkinin sağlanabilmesi için alkol alım miktarının artması,
  • Her zaman aynı oranda alkol alınmasına karşın, sağladığı etkinin azalması,
  • Yoksunluk duygusu ( alkol tedarik etmek, içmek ve etkilerinden kurtulabilmek için çok zaman serf edilmesi ),
  • Alkol nedeniyle bazı önemli aktiviteleri azalması ya da bunların bütünüyle terk edilmesi,
  • Hedeflenenden daha uzun süreli ve daha fazla miktarlarda içilmesi,
  • Alkol alımının sebep olduğu fizik veya psikolojik sorunların yaşanmasına rağmen kullanımına devam edilmesi.

Epidemiyoloji:

Yapılan araştırmalarda, ABD’deki erişkinlerin %30-45 kadarı alkole bağlı olarak amnestik bozukluk, entoksike halde araç kullanımı veya aşırı alkol alımına bağlı okula veya işe gidememe gibi bir problemle hayatları boyunca minimum bir defa karşılaştıkları belirlenmiştir. Her yıl yaklaşık 200 bin ölüm vakası alkolle ilgili olarak görülmektedir. Alkole bağlı olarak gerçekleşen ölümlerin nedenleri intihar, kanser, karaciğer ve kalp hastalıklarıdır. Ayrıca ölümle sonuçlanan trafik kazalarının veya diğer bazı kazaların nereyse %50’si alkolle ilişkilidir. Meydana gelen cinayetlerin %50’si, intihar vakalarının %25’i alkolle ilişkili olarak gelişmektedir. Alkol kullanan kişilerin yaşam süresi ortalama 10 yıl kısalmaktadır.

Irk ve etnik köken: Alkol kullanımında %56’lık bir oranla beyaz ırk ilk sıradadır. En son limite kadar alkol tüketme alışkanlığı siyah ırklarda çok daha düşük bir orandadır. Ağır alkol içicilerinde ise ırk ya da etnik farklılıklar tespit edilememiştir.

Cinsiyet: Kadınlardın %45’inde erkeklerinde %60’ında bir önceki ayda alkol alımı görülmektedir. Tıkanırcasına alkol alan kadınların oranı %8,5, erkeklerin %23,8’dir. Ağır içicilik oranı kadınlarda %2, erkeklerde %9,4 oranındadır.

Yaşanan bölge: Tıkanır gibi alkol alımında ve ağır içicilikte bölgelere ve yerleşim yerlerine göre ufak farklılıklar görülmektedir. Metropollerde %56, küçük şehirlerde %52 ve daha küçük yerleşim yerlerinde ise %46 oranında geçen ay alkol kullanımı söz konusudur.
Eğitim: Alkol kullanımı, uyuşturucu maddenin tersine eğitimli kişiler baz alındığında artış göstermektedir. Üniversite eğitimi alan kişilerin yaklaşık %70’i, lise ve daha alt eğitim alan kişilerin %40’ı alkol almaktadır. Üniversite eğitimi alan kişilerde ağır içicilik %4, lise ve dengi eğitim alanlarda bu oran %7 civarında gerçekleşmektedir.

Sosyoekonomik durum: Alkol sorunu, hemen her sosyal sınıfta görülebilmektedir. Akademik düzeyleri yüksek ve üst sosyoekonomik sınıftaki kişilerde alkol bağımlılığı çok daha fazla örülmektedir. Lise döneminde alkole bağlı sorun yaşayanlarda okul güçlükleri hikayesi öne çıkmaktadır. Lise terk ya da ciddi devamsızlık yapanlarda suç kayıtları alkol bağımlılığı riski oldukça yüksektir.

Etyoloji:

Alkolle alakalı yaşanan bozukluklar, başka psikiyatrik sorunlara benzer şekilde, büyük olasılıkla heterojen bir grup hastalık sürecini içermektedir. Psikolojik, kalıtsal veya davranışçı faktörler bireysel olgularda diğer etkilerden daha önemlidir diyebiliriz. Biyolojik faktörlerde ise; nörotransmitter reseptör geni, nörotransmitter geri alım pompasından daha önemli bir rol üstlenebilir. Alkole bağlı bozuklukların tedavisinde herhangi bir kurama bakmaksızın, etkili olabilecek her yöntemin kullanılması gerekir.

Çocukluk öyküsü: Çocuğun anne babasının veya birinin alkolden etkilenmiş olmasından dolayı, ilerleyen yaşlarında alkole bağlı bozukluk tanısı konulan kişilerle, yüksek oranda alkole bağlı bozukluk riski olan kişilerin çocukluk öykülerinde önemli birçok öğe tanımlanmıştır. Yapılan araştırmalar kalıtsal olarak aktarılabilen bir beyin fonksiyonunun, alkole bağlı bozukluğa yol açabileceğini göstermiştir. Çocukluk döneminde hiperaktivite, dikkat eksikliği ve davranış bozukluklarının olması, erişkin dönemde alkolle ilintili bozuklukların riskini daha da arttırabilmektedir. Ayrıca çocuğun kişilik bozuklukları da alkole bağlı bozukluk riskini arttıran bir unsur olarak görülebilmektedir.

Psikodinamik kuramlar: Psikoanalitik kuramda sert, cezalandırıcı ve süper egosu olanlar bilinç dışı streslerini azaltmak adına alkol kullanımına başvurmaktadırlar. Psikodinamik bazı yazarlar, alkole bağlı gelişen bozukluğu utangaç, sabırsız, izole olmuş, anksiyöz, aşırı duyarlı ve cinsel yönden bastırılmış bir şekilde tanımlamaktadırlar. Alkol bazıları tarafından fiziksel ağrıların, anksiyetenin ve gerilimin azaltılabilmesi amacıyla kullanılmaktadır. Buna karşın bazılarında da alkol kullanımı, güçlülük duygusunu ve benlik değerinin artmasını sağlamaktadır.

Sosyokültürel teoriler: Sosyal ortamlarda fazla miktarda alkol alımı söz konusu olabilmektedir. Askeri ortamlar veya yatakhaneler gibi ortamlar aşırı alkol kullanımı arttıran yerlerdir. Son yıllarda eğitim kurumlarında alkol tüketiminin sağlık yönünden zararı öğretilmekte, bazı toplumlarda da alkol tüketimi çok daha fazla denetlenmektedir.

Öğrenme ve davranışçı faktörler: Çevre faktörünün etkisiyle alkol alışkanlığı gelişebildiği gibi, ailedeki alkol kullanımı da bu noktada oldukça önemlidir. Çocukların alkol kullanma davranışlarını etkileyen ve alkole bağlı bozuklukların gelişiminde ailenin etkisi düşünülenden daha az olduğu belirlenmiştir. Davranışçı bakış açısında, alkol olumlu pekiştirici etki ile bireyin kendisini iyi hissetmesini ve öforizan etki sağlamaktadır. Bununla birlikte, anksiyete ve korkuyu da azaltmakta ve alkol bağımlılığına neden olmaktadır.

Genetik kuramlar: Alkol bağımlılığında en çok destek gören kuram genetiktir. Genetikliği desteleyen bulgular, alkoliklerin yakın akrabalarında alkol sorunu olma şansı 3 ya da 4 kat daha yüksek olduğunu göstermektedir. Alkolik olan yakın akraba sayısındaki artış, alkole bağlı sorunların hızını da arttırmaktadır. Yakın akrabalıkla alkol bozukluğunun şiddeti arasındaki bağ da araştırılmaya devam edilmektedir. Yakın akraba, genetik ve çevrenin etkisinin ne olduğuyla ilgili çalışmalarda henüz az mesafe alınmışken, ikiz olanlar üzerinde yapılan çalışmalar bir adım daha ileride olmaktadır. Bebekler doğumdan sonra ebeveynlerinden uzaklaştırılsalar bile, biyolojik ailesindeki alkol sorununu bilmeden büyütülen çocuklarda alkole bağlı bozukluklar yine de yüksek olabilmektedir. Ayrıca alkolik ailelerce evlat edinilen çocuklarda, şiddetli bir düzeyde alkole bağlı bozukluk riski artış göstermemektedir.

Hamilelikte alkolün bebekteki etkileri:

Alkol, annenin kanından plasenta vasıtasıyla doğrudan bebeğin kanına geçmektedir ve annenin kanınki oranla eşitlenmektedir. Hamileliğin erken dönemlerinde tüketilen alkol nedeniyle, embriyoya yaptığı etkiden dolayı düşük, organların gelişiminde bozukluk, hücrelerdeki toksik etkisi sinir sistemi hasarına yol açabilmektedir. Hamileliğin tüm dönemlerinde alkol alımının etkisine bağlı olarak bebeklerin ölüm riskinde artış yaşanır. Alınan alkol oranındaki artış, doğrudan bebekte istenmeyen pek çok gelişmenin yaşanmasını sağlar.

Hamilelik döneminde tüketilen alkol, bebeğin zeka geriliğinden tutun düşüğe kadar varabilen etkiler gösterir. Alkol, bebekte en ileri noktada normal dışı etki olarak fetal alkol sendromu yaratmaktadır. Dünya genelinde her 1000 doğumdan ikisinde fetal alkol sendromu olduğu tahmin edilmektedir.

Alkol bağımlısı nasıl anlaşılır?

Alkol bağımlısı olan kişiler, çok sık sarhoş olan, alkol sorunuyla ilgili doktora gitmek durumunda kalan, ağır biyolojik belirtilerden dolayı hastaneye gidenlerdir. Doktorun alkol alma sorununu erken teşhisi oldukça önemlidir. Hasta üzerinde yapılacak olan fiziksel ve laboratuar testleri, aşağıdaki bulguları veriyorsa alkol sorunu olduğu düşünülebilir. Bu bulgular;

  • Kırmızı burun,
  • Arkus senilis,
  • Parmaklarda sigara yanıkları,
  • Palmar eritem,
  • KC’de ağrısız büyüme,
  • Üst abdominal bölgede ciddi ağrılar,
  • Kollarda ve bacaklarda zayıflık, kuvvet ve duyularda azalma,
  • Laboratuar bulgularında GGT’de yükseliş, MCV’de düşüş, Trigliserid, ürik asit ve üre’de yükseliş olmasıdır.

Alkol kullanımının etkileri:

Alkol alımı tüm vücuttaki hücreleri, an fazla da beyin hücrelerini olumsuz etkiler. Bundan dolayı da görülen etkiler öncelikle davranışlarında belli olmaktadır. İlk yıkıma neden olduğu yer olan karaciğer hücrelerinde de bir takım değişiklikler meydana getirmektedir. Burada kan lipid düzeyinde artışa yol açmaktadır. Pankreasta yol açtığı etkilerle şeker metabolizmasında da bozukluğa yol açmaktadır.

Alkol alımı, sindirim sistemi hücrelerine negatif etkileriyle besinlerin emilimini önlemektedir. Beyin hücrelerinin etkilenmesiyle bellekte bozukluk, uyku bozukluğu ve dürtü kontrolünde zayıflık gibi problemleri de beraberinde getirmektedir. Meydana gelen tüm bu bozukluklar, çoğunlukla alkol alımı bırakıldıktan sonra düzelme ihtimali olan bozukluklar olduğunu da belirtmek gerekir.

Alkol yoksunluğu:

Eğer alkol sıklıkla ve yoğun bir şekilde tüketilirken, birdenbire bırakılması yoksunluk belirtilerini ortaya çıkarmaktadır. Kişide terleme, titreme, nabız artışı, huzursuzluk, uykusuzluk, yerinde duramama hali, sinirli ve tahammülsüz olma durumu, geçici halüsinasyonlar, bulantı ve kusma yaşanması alkol yoksunluğunun en çok görülen belirtileridir. Bazen de nörolojik ve dahili hastalıklar da görülebilmektedir.

Alkol bağımlılığı tedavisi:

Alkol bağımlılığında tedavi profesyonel yardım alınarak yapılabilir. Bu profesyonel yardımların da şu şekilde aşamaları bulunmaktadır;

  • İlk aşamada alınan alkolün kesilmesi ile ilgili tedavi yapılır. Bu dönemde, alkolün bırakılması neticesinde ortaya çıkan yoksunluk belirtilerinin yok edilmesine yönelik ilaç kullanımı ve diğer bazı tıbbi yöntemler kullanılır.
  • İkinci aşama rehabilitasyon dönemini içermektedir. Bu dönemde, hasta alkol yoksunluğundan kendisini kurtarmıştır. Normal hayattaki işlevleri yerine getirebilme ve alkolsüz yaşama uyum sağlayabilmesi açısından bilgi ve beceriler kazandırılmaya çalışılmaktadır. Bunu sağlamak amacıyla da terapötik girişimler kullanılmaktadır.
  • Üçüncü aşama da relapsı önleme dönemidir. Hastaya uygulanan tedavi türüne göre değişiklik gösterse de AA (adsız alkolikler)’nın 12 basamaktan oluşan temeli üstüne kurulan bir önleme programıdır. Bu programla ilaç tedavileri de uygulanmaktadır. Hastaya verilen ilaçlar, alkol arama isteğini düşürmeye veya bu davranışı yok etmeye yönelik kullandırılmaktadır.

Alkol bağımlılığı tedavisi iki şekilde uygulanmaktadır. Hastaneye yatırılmadan ayaktan tedavi programları ya da tedavinin ilk aşamasında hastanede yatırılarak, sonra da ayaktan tedavi programları olarak uygulanmaktadır. Alkol bağımlılarında uygulanan tedavilerde, pek çok alkol bağımlısının tedavisi ayaktan tedavi programları ile başarılı bir şekilde sonuçlandırılabilmektedir. Ayaktan tedavi programları, bireyin iş ve sosyal hayatından uzaklaşmaksızın yapılabilen tedavilerdir. Ancak pek çok hastanın hastaneye yatırılarak tedavi edilmeleri gerekmektedir.

Hastaneye yatırılmayı gerektiren durumlar;

  • Ayaktan tedavi ve izleme tedavisi iyi değilse, ayaktan tedavinin birçok kere başarısız olması,
  • Hastada deliryum tremens ya da hastanede tedavi edilmesini gerektiren ve hayatını tehdit eden yoksunluk durumlarında,
  • Ayaktan tedavisinde içmeye devam etmesi halinde, yaşamını tehdit edebilecek tıbbi bir durumun olması,
  • Hastanın başkaca ruhsal hastalıklarının olması ve bunlara bağlı aktif belirtilerin görülmesi,
  • Hastanın daha az kısıtlayıcı bir ortamda olması ve buna bağlı olarak da kendisine ve başkalarına zarar verme riskinin bulunması,
  • Alkolle birlikte başka maddelerinde kullanılması,
  • Yeterli sosyal desteği olmadan kendi başına ikamet ediyorsa, hastanın hastaneye yatırılarak tedavisi yapılmalıdır.

Alkol entoksikasyonunda tedavi:

Alkol entoksikasyonu hastanın kan basıncının, solunumunun ve ateşinin çok yakından takip edilebilmesi için gereken önlemleri almayı amaçlamaktadır. Hastanın tıbbi durumu detaylı bir şekilde incelenerek, alkol seviyesine bakılmakta ve entoksikasyonun hangi seviyede olduğuna bakılır. Bu durumda en sık kan şekeri düzeyinde düşme varsa belirlenir ve gereken tıbbi müdahale yerine getirilir. Hastaya kesinlikle tiamin takviyesi verilmelidir. Hastalarda saldırganlık, çevresine zarar verme ve öfke hali varsa nöroleptik ilaç takviyesi de yapılmalıdır. Hastanın tıbbi durumundaki ciddiyet, başka bir maddenin de kullanımını içeriyorsa, şiddetli bir entoksikasyon söz konusu olabileceği için yoğun bakımda takip edilmesi de gerekebilir.

Alkol yoksunluğunda tedavi:

Alkol yoksunluğunda hastanın tedavi süreci 1-2 hafta kadar devam edebilmektedir. Fiziksel bulgular iyice değerlendirilerek gerekli önlemlerin alınması sağlanır. Yoksunlukta genellikle vücutta sıvı eksikliği söz konusudur ve sıvı takviyesi yapılır. Bu aşamada özellikle tiamin ve folik asit içerikli polivitamin takviyesi verilir. Protein bakımından zengin ve bol mineral içeren besinler verilerek hastanın dinlenmesine yardımcı olunur. Yoksunluk belirtilerinin şiddetine bağlı olarak benzodiazepin benzeri sinir sistemini baskılayıcı ilaçlar verilir ve yoksunluk belirtilerinin şiddetinin azalmasına göre de yavaş bir şekilde kesilir.

Add Comment